Kategori arşivi: Duyuru

Bu bölümde haritalı gözlemleri inceleyebilirsiniz

Türkiye’nin Kuş Atlası hazır!

Bugün 319 türün dağılım haritaları tamamlanmış ve internet üzerinde yayımlanmış durumda: kustr.org/kusatlasi/atlas-haritalari/

Kuş Atlası ekibi, 2014 yılından itibaren 150’den fazla kuş gözlemcisini koordine ederek Türkiye’nin dört bir köşesinden gözlem verileri topladılar. Bu gözlemlerin üzerine 2000 yılından itibaren Kuşbank veri tabanına girilen 50.000 kayıt ve onlarca akademisyen ve sivil toplum kuruluşu tarafından yapılmış atlas araştırmaların verileri eklendi. Geçen yıl Kasım ayında oluşturulan taslak haritalar 3 ay boyunca uzmanlarca incelendiler.

Önümüzdeki dönemlerde kuşlarının nüfus tahmin çalışmasını tamamlayarak atlas dahil edecek ve 319 türün haritalarını içeren raporumuzu yayımlayacağız. Bu çalışma ile Türkiye’deki tüm yaşam alanlarının %84’ü kapsama alınmış oldu. Eksik atlas karelerinin tamamlamak için lütfen üreme koduyla gözlem girmeye devam edelim.

Kuş Atlası ekibini oluşturan Kerem Ali Boyla, Lider Sınav ve Eylül Dizdaroğlu olarak, projeye katkı veren kuş gözlemcileri, kuş uzmanları, biliminsanları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, projede çalışan uzmanlar Dilek Şahin, Süleyman Ekşioğlu ve projeyi mali, kurumsal ve veritabanı desteği veren Avrupa Kuş Sayım Konseyi (EBCC), WWF-Türkiye ve Cornell Ornitoloji Laboratuvarı’na binlerce teşekkür ederiz.

Kuş Atlasından Yeni Yıl Mesajı

Değerli Kuş Atlası Dostları,

© Mustafa Erturhan

Bir yılın daha sonuna gelirken, size Kuş Atlası ve dolayısıyla Türkiye ornitolojisi açısından bu çok değerli yılda yapılan çalışmaları ve kazanımları derleyip aktarmak istiyoruz.

2014 yılında başladığımız, daha geniş katılıma da 2015 yılında kavuştuğumuz Atlas Projesi’nin sonuna yaklaşıyoruz. Bu projenin başarılı olmasının tek nedeni, gönüllü kuş gözlemcilerinin zaman ve imkanlarını, bu proje doğrultusunda gidilmemiş alanlara doğru yönlendirmeleri oldu. Yüzlerce kuş gözlemcisi üreme döneminde, son derece özverili ve metodik çalışarak Kuş Atlası’nı oluşturacak verileri oluşturmamıza yardım ettiler. Bu bağlamda her türlü katkı veren herkese bir teşekkür borçluyuz.

Türkiye kuşlar açısından şüphesiz çok zengin, ancak diğer yandan bir o da büyük bir ülke. Ülkemizdeki 375 kareyi tamamlanın gerçekçi olmadığını bildiğimiz için karelerin sadece yarısını tamamlamaya çalıştık. 4 yılda gerçekleştirilen binlerce saat gözleme rağmen, ülkenin karelerinin yaklaşık 120 tanesini tamamlayabildik. Bu aşamada daha önce yapılmış bölgesel atlas çalışmaları yardımımıza koştu. Anadolu Diyagonali ile Akdeniz ve Konya bölgesinde yapılan atlaslar (DKM), Kuş araştırma raporları (DAD), Güneydoğu Anadolu Atlası (DHKD) ve yine bölgesel ölçekteki Akdeniz Atlası (DKM&WWF), Yıldız Dağları Biyosfer Rezerv Projesi, Erciyes Atlası, Palas Tuzla Gölü Atlası, Karaburun Atlası’nı ana veri tabanımıza aktardığımızda belirli bölgelerdeki eksikliği büyük ölçüde gidermiş olduk.

Atlas projesi başlayana kadar üreme kodu kavramı kuş gözlemcileri arasında çok bilinen bir konu değildi. eKuşbank’ta kaydedilmiş binlerce gözlem, üreme kodu bulunmasa da, atlas açısından son derece değerli olabilirdi. Ekibimizin her tür için oluşturduğu mevsimsel fenoloji tabloları sayesinde bu verileri güvenli şekilde kullanmanın yöntemini geliştirdik ve 100.000 satır gözlemi ana veritabanımıza dahil ettik.

Kuş Atlası kuş gözlemcilerini ve araştırmacılarını bir araya getiren kolektif bir çalışma modeli oluşturdu. Bağlantıya geçtiğimiz onlarca akademisyen bizlerle değerli verilerini paylaştı. Bu şekilde sadece vatandaş bilimi değil, STK’lar ve akademinin katılımı ile arzu ettiğimiz ortak çalışma platformunu oluşturmuş olduk. Yılın son aylarında tüm bu verileri işlemek için çok ciddi mesai harcadık. 200.000 satır gözlem verisini işlediğimizde yaklaşık 40.000 satırlık devasa bir bilgi kaynağını oluşturduk, hala da üzerinde çalışıyoruz. Sanırım koca ülkede sadece 10-15 kare dışında tüm karelerin tamamlanmış olduğunu söyleyebileceğiz.

Peki önümüzdeki dönemde çalışmalar nasıl devam edecek? Veri toplama büyük ölçüde tamamlanmış olsa bile 2018 yılında http://mapviewer.ebba2.info/atlas/turkey sitesinde paylaşılan haritalardaki eksik kareleri ziyaret etmeye çalışacağız. Projemizi hem teknik, hem mali olarak destekleyen Avrupa Kuş Atlası Projesi kapsamında, veri analizi ve modelleme çalışmaları devam edecek ve 2020 yılında Türkiye’nin de dahil olduğu büyük Avrupa Atlası kitabı yayımlanacak.

Biz de bu 4 yıllık proje dahilinde geliştirdiğimiz kapasiteyi ve birikimi yaşatmak adına, halihazırda atlas için çalışan uzmanlar ve akademisyenlerden oluşan bir “Çalışma Grubu”nun kurulması fikrini geliştirdik. Bu sayede atlas bünyesinde gelişen kapasite, iletişim ağı ve bilgi akışını koruyarak, tüm kuş gözlemcileri ve fotoğrafçıları bir araya getirmeye devam edeceğiz. Atlas projesi kapsamında gerçekleştirdiğimiz çalışmaları ve kazanılan tecrübeleri, önümüzdeki aylarda WWF-Türkiye’nin katkılarıyla basılacak bir final raporu ile paylaşacağız.

Lütfen eKuşbank’a kodlu ve kodsuz (üreme dönemi dışındaki) kayıtlarınızı girmeye devam edin. Artık girilen her kaydın, kuşların ve yaşadıkları doğal alanların korunması için en etkili şekilde kullanılabileceğinden şüpheniz kalmasın.

Herkese mutlu, sağlıklı, esenlik dolu ve bol kuşlu bir 2018 dileriz,

Kuş Atlası Projesi adına,
Kerem Ali Boyla

Güneydoğu Anadolu Atlas Çalışması, Kuş Atlasına Dahil Oluyor!

APUSMELB

Apus melba, Welch, 2004.

2004 yılında yapılan Güneydoğu Anadolu Atlası, Türkiye Üreyen Kuş Atlası’na dahil edilebilecek. Atlas ekibi konuyla ilgili çalışmalara başladı. 2004 yılından bu yana meydana gelen çevresel değişimlerin etkisiyle üreme örüntüsü değişen türleri belirlemek için, bölgede düzenli olarak bulunan gözlemcilerin görüşlerine başvurulacak.

Atlas Metodolojisi Revize Oldu!

Eski metoda göre Kuş Atlası için yapılan süreli çalışmalarda seçilen her bir 10×10 km’lik kare içinde birbirinden farklı 4 alanda birer saatlik çalışma yapılıyordu.

2016 yılı süreli çalışmalarının sonuçlarını grafiklere döküp Avrupa Kuş Sayım Konseyindeki ilgili kişilerle görüştüğümüzde, her bir 10×10 km’de 2 farklı alanda yapılacak birer saatlik çalışmanın türlerin dağılım haritalarının çıkarılmasına yeteceği görüldü. Yani Atlas gönüllülerinin 2017 ve 2018’de bir 50×50 km içinde seçtikleri 2 adet 10×10 km’lik karenin her birinde 2 transekt yapması yetecek!

Yeni yöntem süreli çalışmanın daha erken saatlerde bitmesini sağlayacak. Bu sayede atlasçıların günün geri kalanında serbest çalışmaya ağırlık verip yuvaları ve zor türleri bulmaya zamanı olacak. Hem verilen kodlar yükselecek, hem de kaydedilen tür sayısı artacak! Yeni yöntemle, tamamlanan 50×50 km’lik karelerin de sayısının daha hızlı bir artış göstereceğini düşünüyoruz.

mt-y-1

 

 

22-23 Ekim Kuş Atlası Çalıştayı

ek-1_program_pngKuş Atlası çalıştayı 22-23 Ekim tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Altan Günalp Salonu’nda gerçekleşecek. Gönüllülerin ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşecek olan çalıştayda atlas metodolojisi, eBird kullanımı, dağılım modellemeleri, farklı ülkelerdeki atlas çalışmaları gibi konular anlatılacak. Çalıştayda atlas arazisi ve popülasyon tahmini gibi uygulamaların yanı sıra atölye çalışmalarına ve sorunların tartışılacağı oturumlara da yer verilecek.

Çalıştayın moderatörlüğünü kuş gözlemcisi ve SAD-AFAG’ın yürütücüsü Cem Orkun Kıraç yapacak. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Utku Perktaş ve kuş gözlemcisi Süleyman Ekşioğlu da önemli konulardaki sunumlarıyla çalıştaya katkıda bulunacak.

Aladoğan (Falco vespertinus) İçin Üreme Kodu C13!

Aladoğanın (Falco vespertinus) bilinen üreme bölgesi Türkiye sınırları dışındadır. Daha önce Türkiye’de türün yuvalama kolonisi ya da yalnız üreyen bir çifti kayıt edilmemiş. Varsa da böyle bir kaydın varlığından haberimiz yok.

Türkiye’deki bazı kayıtlara bakacak olursak;

eBird’de üreme döneminde görülmüş muhtemel bir çiftin kaydı var ve bu kayıda en fazla B3 üreme kodu ”Üreme döneminde uygun üreme habitatında bir Çift gözlendi’’ verilmiş. Gözlem kaydı için tıklayabilirisiniz.

Bir başka gözlemde göç döneminde çiftleşen bireyler görülmüş (bkz: Şekil1). Bu durumu aladoğan araştırmacılarına sorduk. Çiftlerin göç döneminde bir araya gelebildiğini bu dönemde görülen çiftleşmelerin eş seçimine yönelik olabileceğini ayrıca bu tür çiftleşmelerin görülmesinden kısa süre sonra çoğu çiftin ortadan kaybolduğunu öğrendik (Palatitz & Szabolcs, 2016). Çiftleşen bu iki birey daha sonra üremek için Türkiye sınırları dışında bir yuvalama alanı seçmiş olabilir. Bu durum için kullanılabilecek  üreme kodu B5 ”Çiftleşme ve Kur davranışı’’ olur.

ekran-alintisi

Şekil 1. Çiftleşen aladoğanlar © Murat Yıldız

Bunun dışında üreme döneminde alınmış başka kayıtlarımız da var. eBird’deki kayıtları incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Yurt dışındaki kayıtlara bakacak olursak;

Kuzey İtalya’da (20 yıl önce) türün bilinen üreme bölgesi dışında kalan üreyen bir popülasyonu ortaya çıkmış. Bazen Fransa’da (1997-2002) bilinen üreme bölgesinden çok uzakta başarılı üreme gerçekleştiren yalnız üreyen çiftler görülmüş (Palatitz, 2016). Tür bilinen üreme bölgesinin dışında da üreyebilir.

Bu yılsa Türkiye’de Kuş Atlası arazi çalışmalarında türün kullandığı bir yuva tespit edildi. Yuvayı kullanan çift haziranın son haftasında fotoğraflandı. Ancak kullanılan yuvanın içinde yumurta ya da yavru gözlenemedi. Çifti rahatsız etmemek için alanda kısa süre kalındı ve bu süre içinde erkek bireyin yuva içindeki durumunu ve yakın çevrede dolanan dişi bireyi Kadri Kaya fotoğrafladı (bkz: Şekil2). Gün içinde yapılan ikinci ziyarette erkek bireyin yuvanın hemen yakınında tünemiş hali de fotoğraflandı (bkz: Şekil3).

disi-aladogan

Şekil 2. Dişi aladoğan © Kadri Kaya

erkek-alad

Şekil 3. Erkek aladoğan © Kadri Kaya

Çifti kısa süre gözlemlediğimiz için türün üreme başarısı hakkında yeterli bilgi sahibi olamadık. Yuvada yavru ya da yumurta var mıydı? Çift o yuvayı kaç günden beri kullanıyordu? Yuvaya besin getiren bireyler oldu mu? Söz konusu çiftin çiftleştiği görüldü mü? Aşağıda da açıkladığımız üzere bu soruların hepsi cevapsız kalmış durumda.

Türün üreme başarısı gösterip göstermediğini anlamak üzere ikinci bir ziyaret de yapıldı. Söz konusu yuvayı ağaçtan düşmüş halde bulduk. Yerdeki yuvanın içinde yumurta kabukları bulduk. Bu ziyaret süresince çift alanda görülmedi. Kabuk ölçümlerini ve fotoğraflamasını yapan Cem Orkun Kıraç aladoğan araştırmacılarına sorularını yöneltti (bkz: Şekil 4 ve Şekil 5). Yumurta kabuğunun aladoğana ait olmadığını öğrendik.

20160720_062450

Şekil 4. Yerdeki yuvada bulduğumuz yumurta kabuğu. © Cem Orkun Kıraç

falco-vespertinus-_-and-passer-haspaniolensis-egges_tr-breeding-bird-atlas

Şekil 5. Yumurta boyu ölçümü. © Cem Orkun Kıraç

Eski bir saksağan yuvası olan bu yuvanın etrafında söğüt serçelerinin (Passer hispaniolensis) yuvaları da vardı, aladoğanlar yuvayı kullanırken söğüt serçelerini de yuvanın etrafında görüyorduk. Yuvayı yere düşmüş halde bulduğumuz ikinci ziyarette söğüt serçelerinin henüz çatlamamış yumurtalarını da kuru otlardan yaptıkları yuvaların içinden çıkarmıştık (bkz: Şekil6).

20160720_063418

Şekil 6. Küçük ve kırılmamış yumurta söğüt serçesi (Passer hispaniolensis) yumurtasıdır. © Cem Orkun Kıraç

Yeterli gözlem yapamamış olmamız ve ikinci ziyarette yuvayı yerde bulmuş olmamız nedeniyle bir çok sorumuz cevapsız kaldı.

Sonuç olarak sadece türün alandaki varlığını görme şansına eriştik, bu gözlemin bile ne kadar heyecan verici olduğunu tahmin edebilirsiniz 🙂

Aladoğan tehdite açık (NT) bir türdür. Tür üzerindeki tehditleri arttıracak paylaşımlar yapmamayı ilke ediniyoruz.

Atlas Top 50

Sistematik çalışmalar sırasında yılın en sık görülen 50 türünün listesini çıkardık. Sonuçlar heyecan verici. 1 saatlik sistematik gözlemler sırasında en sık görülen tür karatavuk!

Resim1

Serçe, kumru, saksağan gibi hemen her türlü yerleşimde karşımıza çıkan türler sonraki sıralarda yer bulurken, Avrupa’da koruma altında olan üveyik ve kirazkuşu türleri Türkiye’de ilk 50’nin içinde.

unnamed (1)

Sistematik gözlemler yapılan en az bir saatlik yürüyüşler sırasında gerçekleşiyor.

Yılın türü karatavuğun (Turdus merula) sesini aşağıdaki bağlantıdan dinleyebilirsiniz:

Fotoğraf: Cenk Polat

17. Türkiye Kuş Konferansına Katıldık

Kuş Atlası olarak, Doğa Derneğinin bu yıl Beypazarı’nda düzenlediği Kuş Konferansına katıldık. Pek çok kuş gözlemcisini ve akademisyeni bir araya getiren konferansta hem birbirinden değerli sunumları dinledik, hem de gönüllülerle ve çalışmayla ilgilenen gözlemcilerle bol bol sohbet etme fırsatı bulduk.

Kuş Atlası projesi çalışanlarından D. Eylül Dizdaroğlu konferansta kuş atlası çalışmasının ne olduğunu ve nasıl yürütüldüğünü anlatan kısa bir sunum yaptı. Sunuma bu linkten ulaşabilirsiniz.

Konferansın Beypazarı’nda düzenlenmesi Türkiye’nin üreyen önemli kuş türlerinden küçük akbaba yuvalarını ziyaret etmek için güzel bir fırsat oldu. Konferanstan bir önceki gün düzenlenen akbaba eğitiminin de öne çıkan konusu olan küçük akbaba, IUCN Kırmızı Liste’sine göre EN, yani Tehlikede. Türkiye, Avrupa’daki en geniş küçük akbaba popülasyonlarından birini barındırıyor. Bu popülasyonun büyük bölümü ise Beypazarı ve Kirmir Vadisi’nde; yani alan Türkiye’deki küçük akbaba popülasyonu için kritik öneme sahip. Üreyen Kuş Atlası çalışmasının bu türle ilgili ne gibi sonuçlar ortaya koyacağını merak ediyoruz.

Fotoğraflar: Mahmut Koyaş

 

Türkiye’de Bıldırcınkılavuzunun İki Yeni Üreme Alanı Bulundu!

Türkiye’nin nadir üreyen kuşlarından biri olan bıldırcınkılavuzunun (Crex crex) iki yeni üreme alanı keşfedildi.

2016 yılında yapılan kuş atlası çalışmalarında bıldırcınkılavuzunun üreme alanlarına yenileri eklendi. Kiraz Erciyas Yavuz ve Nizamettin Yavuz, 2 Haziran tarihinde Artvin’de kuş atlası için çıktıkları arazi çalışmasında bıldırcınkılavuzu sesi duydu. Geniş bir çayırlıktan gelen sesi hemen kaydedip bizimle paylaştılar. Bundan kısa bir süre sonra, 15 Haziran’da deneyimli kuş gözlemcisi Hans-Günther Bauer, Erzurum’da Meinrad Kneer ve Dilek Şahin’le çıktığı atlas arazisinde, bir yol kenarındaki  çayırlıktan gelen bıldırcınkılavuzu sesini duydu. Ekip birkaç gün sonra alana tekrar gittiğinde sesleri yine duydu ve türün alanda ürediğine emin oldu.

Bu türün Türkiye’de daha önce sanılandan çok daha yaygın olduğu ortaya çıktı. Bundan sonra yapılacak habitat modelleme çalışmalarında türün yeni potansiyel üreme alanları ortaya çıkabilir.

kiraz and nizam

Nizamettin Yavuz ve Kiraz Erciyas Yavuz

dilek and günther

Dilek Şahin, Hans-Günther Bauer ve Meinrad Kneer

crex crex 2

Bıldırcınkılavuzunun ürediği çayırlar, Erzurum.

 

Doğa Fotoğrafçılığı Etiği

16424318-8925-40be-9838-87efbee0176fDoğa her zaman biz doğaseverler ve yaban hayat fotoğrafçıları için huzur bulma yeri. İnsan etkisinin en az, ancak biyolojik çeşitliliğin zengin olduğu doğal alanlarda bulunmak; yaban hayatı doğal yaşam alanlarında izlemek ve görüntülemek büyük bir haz verir bizlere. Öte yandan, elde ettiğimiz görüntülerin bazen canlılar açısından, belki o an fark etmediğimiz büyük bedelleri olabilir. Sahada yapılan çekimlerden sonra görüntülerimizi film üzerine veya hafıza kartına aktarıp mutlu bir şekilde evlerimize döneriz. Sonrasında sabırsızlıkla sonuçlara bakar; onlarca, yüzlerce kareden en iyilerini seçer, bunları büyük bir mutlulukla izler ve sevdiklerimizle paylaşırız. Bazen dergilerde veya web sitelerinde yayınlarız. O zaman bizden mutlusu yoktur. Ancak, fotoğraf çekimi sırasında yaban hayat ve doğal yaşam alanları üzerinde yarattığımız etkinin farkında olmayabiliriz. Belki görüntülediğimiz canlıyı ısrarlı bir şekilde kovalamış ya da kuluçkadaki ebeveynleri anlamsız bir şekilde ürkütmüşüzdür. Ya da fotoğraf çekme uğruna, avını yakalamak için son enerjisini kendisine saklayan bir canlının takatini tüketmesine neden olmuşuzdur. Ya da kışın buz tutmuş gölün ortasındaki sukuşlarını kaçırarak, civardaki tek dinlenme yerlerinden etmişizdir… Bu sorgulamaların ve etik tartışmaların yakın zamanda başladığını ve yeni bir konu olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Öncelikle, bu konuların doğa korumacılığın dünya ölçeğinde tartışılmaya başladığı 1970’li yılların başından bu yana sürdüğünü ve zaman içinde şekillendiğini vurgulayalım. Artık doğa fotoğrafçılığı kuralları genel kabul görmüş durumdadır ve akl-i selim tüm korumacılar, çevreciler ve yaban hayat fotoğrafçılarının uydukları törel ilkeler haline gelmiştir. Bir yaban hayat fotoğrafçısının kendi fotoğraf tatmini için farkında olarak veya olmayarak, zaten gittikçe kaybolan doğal yaşam ortamları ve yaban hayata olumsuz etkide bulunması olmayacak bir şey değildir. Bunu eski bir Fahri Av Müfettişi kimliğim ve 22 yılı geçkin doğa fotoğrafçısı deneyim ve bilgilerimle rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca yabancı araştırmacı ve fotoğrafçıların makaleleri de yazımda aktaracağım prensipleri kuvvetle desteklemekte.

Doğa / Yaban Hayat Fotoğrafçılığının Olumlu ve Olumsuz Katkıları

Aslında hiç birimizin yaban hayat fotoğrafçılığı gibi güzel etkinliği gerçekleştirirken doğal yaşam alanlarına ve barındırdığı yaban hayata kasıtlı zarar verme gibi bir düşüncesi olmadığından eminiz. Ülkemizde son 4 yılda ciddi artış gösteren yaban hayat fotoğrafçılığı ve özellikle kuş fotoğrafçılığı gurur verici bir olgudur. Türkiye’de kuş gözlemcisi sayısı 1000 in oldukça üzerine çıkmış, kuş/yaban hayat fotoğrafçısı sayısı ise 1000 seviyesine yaklaştı. Bu sayılar her geçen gün artma eğiliminde. Özellikle bilim camiasına ve koruma amaçlı projelere yaptıkları katkıları düşünürsek yaban hayat fotoğrafçılığı ve doğa fotoğrafçılığı eşsiz birer araç. Örneğin, kurumakta olan bir sulak alan ya da gölün kıyısındaki drenaj kanalı fotoğrafı bir derneği harekete geçirebilir. Hatta ilgili resmi kurumun kararlarına yön verebilir.

Farkında olmadan fotoğrafladığımız bir bitkinin aslında nokta endemiği bir canlı olması ve bu yüzden o alanın Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları’ndan birisi olmasına katkıda bulunmamız mümkün olabilir. Ya da nesli azalan bir kuş türünü fotoğraf makinemizle saliseler içinde dondurarak kuşun dağılım haritasını güncelleyebiliriz. Buna benzer birçok olumlu örneği gördük, görmeye de devam ediyoruz.

Yaban hayat fotoğrafçılığının katkısını gösteren en çarpıcı ve güzel örneklerinden bazıları; Kuş Araştırmaları Derneği’nin “Akbabalar Bilgi Dosyası “ (2005) yayını ile Doğa Derneği’nin “Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları” (2006), Sualtı Araştırmaları Derneğı’nin “Akdeniz fokunun önemi ve Türkiye’de korunması” (1998) ve Çevre ve Orman Bakanlığı’nın “Çevre Penceresinden Türkiye” adlı (2007) kitapları. Ayrıca, http://dogalhayat.org www.trakus.org www.trakel.org www.tramem.org fotoritim eFotoğraf dergisi ve www.fotokritik.com sitelerindeki doğa ve yaban hayat fotoğrafları (rahatsızlık verilerek çekilmiş olan yuva ve yuvada yavru fotoğrafları hariç), en hafif anlamı ile toplumumuzda doğa ve yaban hayatı sevgisini artırmaya azımsanmayacak katkılarda bulunduğu kesin. Bunlar yaban hayat fotoğrafçılığının bilime ve doğa korumaya olumlu etkileri. Ancak yaban hayat fotoğrafçılığını icra ederken, gerek doğa korumaya katkısı olsun gerekse olmasın, bir şekilde yaban hayata zarar verebileceğimiz gerçeğini de yadsımak çok yanlış olacaktır. Unutmamak gerekir ki, bizlerden biri yaban hayata olumsuz bir etkide bulunursa bunun o anlık etkisi 1’dir. Ancak yanlış yapan birini örnek alan onlarca hatta yüzlerce yaban hayat fotoğrafçısının aynı görüntüyü alma arzuları, bu etkinin 10’la hatta 100’le çarpılması anlamına gelecektir. Bizler bilinçli yaban hayat fotoğrafçıları olarak bu anlamda büyük sorumluluk üstlenmiş bulunmaktayız. Keza nasıl bizlerin o nadir görüntüyü alma hakkımız varsa, aynı şekilde arkamızdan veya yanımızdan gelenlerin de o nadir anı yakalama ve alma hakkı olacaktır. Biz zarar verme pahasına da olsa etkileyici ve nadir bir fotoğrafı çekip, belli ortamlarda paylaşıp yayınladıktan sonra, diğer yaban hayat fotoğrafçılarına “lütfen o nadir canlıyı fotoğraflamaya çalışmayın, rahatsız olabilir” deme şansını yitirmişizdir. Çünkü diğer alanlarda olduğu gibi bu konuda da toplumda hepimiz eşit haklara sahibiz. Kimsenin kimseden önceliği veya üstünlüğü yok. Ve hiçbirimiz başkalarına “ben o nadir canlıyı yuvasında fotoğrafladım ama sen fotoğraflama” şeklinde telkinde bulunamayız.

Bu çerçevede, yaban hayat ve daha genel anlamda doğa fotoğrafçılığının henüz yeni geliştiği ve özellikle 2004’den sonra atağa kalktığı ülkemizde, fotoğrafçılara bu işi doğal yaşama ve ekosisteme zarar vermeden yapmalarını kuvvetle tavsiye ederim. Yukarıda aktarmaya çalıştığım gibi, doğru şekilde icra edilen yaban hayat fotoğrafçılığının doğal alanları koruma, doğadaki canlıları kitlelere tanıtma, nesli azalan canlılar hakkında bilinç yayma gibi oldukça pozitif katkıları vardır. En ideali, mevcut bir doğa koruma/araştırma projesinin ekibine fotoğrafçı olarak dahil olmak ve zaten alanda bulunacak araştırmacıların yanında en az etkiyle görüntüleme avantıjını kullanmak olacaktır. Ben yaban hayat fotoğrafçılığı yaşantımda bunu çok büyük oranda uyguladım. Böylece hem araştırmalara hem de doğa korumaya katkım oldu. Kısacası, çok sevdiğim bu işi yaparken mümkün olduğunca toplamda sıfır ya da çarpanda 1 etkisine yaklaşarak varlığımdan kaynaklanacak etkimi olabilecek en aza indirmeye çalıştım.

Doğa, yaban hayat veya kuş fotoğrafçılığında temel olan şu olmalı: Obje olan yabani canlılın ya da hedef alınan türün yaşam şekline özellikle üreme döneminde rahatsızlık verme seviyesine ulaşmadan, hedefteki canlının dünyasına sadece “gözlemci” olarak katılmak ve “rahatsızlık katma etkisi” yaratmadan belgelemek. Kısacası, tüm doğa araştırmacıları, fotoğrafçıları veya belgeselcileri doğal süreçlere rahatsızlık verici müdahil olmamalı, ancak doğal yaşamın, doğal süreçlerin yansıtıcısı, gözlemcisi olmalı, dolaylı veya doğrudan olumsuz etkide bulunmadan sadece fotoğraflamalıdır. Eğer yaban hayat fotoğrafçısı olarak bizden kaynaklanan olumsuz bir etki hissedersek ne yaptığımızı dönüp düşünmeli ve sorgulamalıyız. Zira kişisel başarılar veya keyif amaçlı eylemler, doğanın kendisinden, hele nesli azalan canlılardan daha önemli değildir! Doğa zaten bu yüzden yok olmuyor mu?

Doğa / Yaban Hayat Fotoğrafçılığı Temel Prensipleri

Yukarıda aktarmaya çalıştığım bu etik kavramı hayata geçirmek için evrensel olarak algılanabilecek kuralları şu şekilde özetleyebilirim;

1- Bulunduğunuz ortamı ve içindeki canlıları, hatta belli bir tür hedefiniz varsa hedefteki canlı veya canlıları tanıyın, davranışları, yaşam döngüleri hakkında iyi bilgi edinin.

2- Elde ettiğiniz bilgilere dayanarak, ortamda bulunan canlıların karakteri ve özelliklerine göre optimum mesafelerden çekim yapın. Bu mesafeyi obje olan canlının tepkilerine göre rahatlıkla kendiniz oluşturabilirsiniz. Durum gerektiriyorsa hiç yaklaşmayın.

3- Bütün canlıları, özellikle IUCN kriterlerine göre nesli tehlike altında olan canlıları (CR, EN, VU kategorilerde), ürkütmeden veya en az rahatsızlığa neden olarak fotoğraflayın.

4- Bir canlıyı fotoğraflamak isterken, canlı rutin davranışlarını keserse (örneğin besleniyorken yemeyi kesmesi ya da durduğu yerde alarm pozisyonuna geçmesi) rahatsız olduğa karar verin ve bu noktada durun. Duruma göre sakince geriye dönün. Mevcut ise daha uzun odaklı lens kullanarak çekimlerinizi yapmaya çalışın.

5- Uzun odaklı merceğiniz yoksa ve objeye uzak kaldıysanız, dürbün veya teleskobunuzu kullanarak “digiscoping” tekniği ile görüntü alın. Bu da mümkün değilse dürbün veya teleskobunuzla gözlem yaparak gözleminizi kayıt altına alın, verileri ise ilgili dernek, üniversite, araştırma enstitütüsü veya resmi kurumlara aktarın.

6- Yaban canlılarını kur yapma sırasında, yuvada, kuluçkada veya yavrulu halde görüntüleme düşüncenizi iptal edin ya da (bir aşağıdaki maddede örnek verildiği üzere) uygun bir durum yakalayana kadar erteleyin.

7- Üreme alanına kesinlikle sadece fotoğraflama amacıyla girmeyin.

8- Üreme alanlarında yapılan veya yapılacak olan bilimsel/akademik araştırmaları takip edin. Bilimsel/Koruma/Akademik temelli proje veya çalışma ekibine dâhil olabiliyorsanız ancak bu imkanı kullanarak üreme, yuva veya yavru fotoğraflama işini üstlenin. Bu durumda bilimsel ve/veya koruma amaçlı yapılacak bir çalışmaya entegre olarak olumsuz katma değer etkinizi en aza indirmiş olursunuz. Ancak unutmayın, konuya (üreyen çifte, koloniye veya yuvaya) araştırmacılardan daha yakında olmanız veya daha uzun süre alanda kalmanız bu avantajı yok edecektir.

9- Kendinizi ve ekipmanlarınızı beklenmedik durumlara göre hazırlayın. Böylece, ekipmandan veya araçlardan kaynaklanan olumsuz durumların süresini ve bölgede fazla zaman harcama olumsuzluğunu en aza indirmiş olursunuz.

10- Doğada her daim sessiz olmaya özen gösterin. Canlılara yaklaştığınızda veya yaşam alanlarına girdiğinizde aranızda sesli konuşmalar yerine kısık sesle konuşun veya işaretleşerek anlaşın. Mümkün olduğunca canlıları ürkütmeyin.

11- Doğaya uyumlu olun (sakin davranışlar, sessiz olma yanısıra görsel olarak göze batmayın). Gözlem ve fotoğrafçılık sırasında araziye uyumlu renklere sahip kıyafetler ve hatta mümkünse özel kamuflaj kıyafet ve malzemeleri kullanın. Özel fotoğrafçı gümeleri ve araçlardan fotoğraf çekme bazı prensipleri çiğnenememek kaydı ile önerilebilecek yöntemlerdir.

12- Araç içinde fotoğraf çekmek için yaban canlıları için hayati derecede önemli olan yaşam alanlarının kalbine araçlarla girmeyin. Üreme alanlarına hiç girmeyin.

13- Yaban hayata, yuvalara, üreyen çifte veya üreme kolonisine zarar verenleri gördüğünüzde uyarın. Uyarıya kulak asılmıyorsa Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu Kararları’na dayanarak Çevre ve Orman Bakanlığı veya Jandarma yetkililerine haber verin.

14- Etik kurallara uyarak iyi bir vatandaş, bilinçli bir korumacı ve iyi bir doğa fotoğrafçısı olduğunuzu gösterin. Davranışlarınızla örnek olun.

Zaten günümüzde farklı açılardan büyük baskı altında olan yaban hayata, istemeden de olsa rahatsızlık verebilecek yaban hayat fotoğrafçılığıyla ilave bir baskı oluşturmayalım. Doğa fotoğrafçılığı yaparken belki olumsuz yöntem ve davranışlarımızı ilk bakışta hissetmeyebiliriz ancak daha sonra farkına vardığımızda o kareler içimizde vicdan azabı oluşturabilir.

Yazı ve fotoğraflar : Cem O. KIRAÇ

21 Mayıs 2013, Ankara